Kitap incelemesi: Talebe-Tara Westover



Talebe





“O andan sonra aldığım kararlar, o kızın bana verdireceği kararlar değildi. Değişmiş bir insanın, yeni bir benin tercihleriydi. Bu benliğe pek çok isim verebilirdiniz. Dönüşüm. Metamorfoz. Sahtelik. İhanet. Ben buna eğitim diyorum.”


Bir dönüşüm hikayesine daha tanıklık ettim. Üzerine şimdi konuşmasaydım bir daha gücümü toplayamayabilirdim. Bazı eserler hayatınızı değiştirir. Yerinizi, kim olduğunuzu, hangi yollardan geçtiğinizi hatırlatır size. Gücünüze güç katar. Sonu ışıklara çıkan dikenli, karanlık yolları aşmış olmanın haklı gururudur bu.


Bir başarı öyküsü Tara’nın hikayesi. Etrafına örülü duvarları kırmanın, kırarken çekilen sancıların hikayesi.


Tara ABD’de doğmuş, mormon cemaatine üye dört çocuklu bir ailenin tek kız çocuğudur. Babası devlete güvenmenin bir sapkınlık olduğuna, devlet kurumlarının insanları inançsızlaştırmaya adanmış illuminati birimleri olduğuna, devlet okullarının inancı yozlaştıran şer yuvaları olduğuna inanan katı bir mormondur. Öyle ki çocuklarını okula göndermez, evde anneleri tarafından evde eğitilmelerini sağlar. Defalarca ölümcül kazalar geçirip ölümün eşiğinden dönerler fakat hiç birinde hastaneye gitmezler, çünkü hastane bir devlet kurumudur ve doktorların tek amacı ilaçlarla insanları uyuşturup tanrıdan uzaklaştırmaktır. Aynı saikle çocuklarına sağlık aşılarını yaptırmaz. Vergi vermezler, arabalarının ruhsatını bile yenilemezler, çocuklarının kimliği bile yoktur. Anne kendini ebe olarak yetiştirir ki civardaki kimse doğum için devlet hastanesine gitmek zorunda kalmasın. Babanın tek gayesi elektriklerini dahi kendilerinin ürettikleri, devlete hiç bir şekilde muhtaç olmayacakları bir yaşam düzeni inşa etmektir ve bunun için gecesini gündüzüne katarak çalışır. 


Tara, dünyayı kendilerini çevreleye dağların arasındaki kırsaldan ibaret zannederek kendisine çizilen kaderi yaşayıp gitmektedir. İkiz kulelerin varlığından bile ilk kez 11 Eylülde bombalandıkları zaman haberdar olacaktır. Tara da diğer kardeşleri gibi Rab’be inanmayı öğrenir önce, nitekim tüm dünyası bundan ibarettir. Erkeğin görevi aileye bakmak, hükmetmek, kadının görevi ise eş olmak ve itaat etmektir. Tara bunları kabullenmiştir, kabüllenmek zorundadır. Fakat onun içinde bambaşka bir ışık vardır. Zamanla okula gitme fikri filizlenir içinde fakat bunu aileye kabül ettirmek kolay olmayacaktır. Abd’de evde eğitim gördüğünü ispat ettiği sürece lise diploması olmaksızın yüksek öğrenime başlaması mümkündür. Tara bunun için uğraşır ve BYU’ya kabul edilir. Babasının bundan çıkardığı tek sonuç ise evdeki eğitim de kamu eğitimi kadar iyi olduğu kanaatidir.


 Bir uyanış böyle başlar onun için. O kadar az şey biliyordur ki, bilgisizliği onun geldiği yeri ele verecek diye ödü kopar. Çünkü ailesi modern çağı reddeden, modern tıbba eğitime asla güvenmeyen insanlardır ve böyle bir düşüncenin modern insanlara anlatılır bir yanı bile yoktur. Holocost’u ilk kez duymuş olmanın onda yarattığı ezilmişlik duygusu, islam diye bir dini bile 11 Eylül saldırılarına kadar duymamış bir insan için hiç de sıradışı değildir. Evet, Tara ailesi tarafından içine konulduğu bir fanusta büyümüş, kalın duvarları kırıp gelmiştir oraya. Kafasındaki sabit inançlar bir bir yıkılmaya başlar. Eğitilmektir bunun adı. Fakat daha yolun başındadır. Çocukken abisi ile yaralı bir baykuşu eve getirirler. Babası iyileşmekte direnen hayvanı dağa geri göndermelerini söyler. Çünkü yeri burası değildi ve buraya ait olmak öğrenilebilecek bir şey değil der. Aslında yeri orası olmayan sadece baykuş değildi. Oraya ait olmak Tara için de öğrenilebilecek bir şey değildi. İçinde o ışığı taşıdığı sürece orda kalamazdı. Tara bir bilinmezin içerisindeydi. Eğitim sayesinde günden güne yaşadığı uyanış ailesi ile arasındaki uçurumu büyütüyordu. Ailesindeki, modern insanların son derece tuhaf bulacağı detayları erkek arkadaşı Nick’e anlatamadığı için ilişkisini bitirmek zorunda kalmıştı. Ne geri adım atabildiği ne de ilerleyebildiği bir yolun tam ortasındaydı. Ne gözlerini hakikate kapatıp karanlığa geri dönebiliyordu, ne de günden güne aydınlanan bilincin gür ışığını kaldırabiliyordu. Defalarca eğitim bursunu kaybetmenin eşiğine geldi fakat ben düşük ihtimallerin insanıyım deyip girdiği her sınavı başarı ile geçti. Bir profesör aracılığı ile Cambridge üniversitesinde eğitim bursu kazandı ve ingilterenin yolunu tuttu. Saygın bir üniversitede eğitim görmekten daha zor olan kendini oraya layık görmekti Tara için. Şapelin çatısında rüzgarda eğilmeden durabilen kızdı o, Cambridge’e ait olmayan tek şey oydu. O, kırsala aitti. Buna inanmaya devam edecekti Tara. Ta ki kendine inanana dek. Bir gün zihnini kendinden başkasının özgürleştiremeyeceğine inanacaktı o da. Zamanla kendine güvenmeye başlar Tara. Yeni yaşamına ayak uydurmaya çalışır. Annesinden babasından, yaşayış tarzlarından hiç çekinmeden bahsetmeye başlar. Bir süre önce kırmaya başladığı, ailesi tarafından yapıştırılmış, üzerinde zaten eğreti duran kabuğunun çatırtısı artık dışardan da duyulmaya başlamıştır. O aydınlığın eşiğindedir fakat ailesinin gözünde şeytanın esiri olmak üzeredir. Ailesi ile arasında büyüyen uçurum derin bir acı verir Tara’ya. Ailesini kaybetmemek için sonunun aydınlığa gittiğini bildiği bu yoldan vazgeçmeyi bile düşünür fakat yapamaz. Ailesi onun gerçeklerini hiç kabul etmeyecektir, Tara da asla geri dönmeyecektir. Eğitilmiş olmaktır bunun adı.


Talebe bir kadının içine doğduğu, karanlıkla örülü duvarları yıkma hikayesi. Sadece normal olmaya çalışma hikayesi. Sıradışı olmak bile değil. Anormal olmaktan normal olma çizgisine gelmek. Verdiği savaş yalnızca cahil topluma, sapkın bir inanca karşı olsaydı daha güçlü dururdu belki de. Fakat verdiği savaş kendi kanından, anne baba dediği insanların cehaletine karşıydı. Bu yüzden bağlarını kesip atmak çok acılı olmuştu. En yakınlarına öfke duymak zordur, çünkü o öfkenin ateşi en çok kendini yakar. Fakat başardı Tara. Günün sonunda arkasında bıraktığı ilham veren bir hikayeydi.


Yorumlar

Popüler Yayınlar