Yazmanın iyileştirici gücü-1
Yazmanın iyileştirici gücü-1
Sihirli varlıklardır kalemler. Bazen bir hayat sığar bir dolma kalem tüpüne, bir ömür yaşanmış anılar, sevinçler mutluluklar. Bazen en derin yanımız gizlidir bir kalemin içinde. Bazen en ağır tutsaklık bir kalemin içine hapsolmaktır ve mürekkep kağıda aktıkça özgürleşiriz. Yazmaktır bu büyünün adı. Duygu ve düşüncelerimizi kağıda dökmek bir çoğumuzu rahatlatan bir eylemdir. Özellikle yalnızsak ya da çevremizdekilerle paylaşımımız çok az veya iç dünyamızı başkalarına açmaya cesaretimiz yoksa. Farklı alanlarda sürekli yazan biri olarak bir süre önce dinlediğim bir podcast sayesinde yazmanın faydaları üzerine bilimsel dayanaklar keşfettim ve yazı deneyimlerimi paylaşma cesaretini nihayet kendimde bulabildim.
Yazı dizisinde günlük hayatımda kendim de kullandığım farklı yazma şekillerini ele alacağım. Günlük tutmak, rüya defteri, öz yaşam öykümüz, deneme yazıları…
Günlük tutmak
Büyük bir çoğunluğumuz hayatının belli bir döneminde günlük tutmuştur. Kimseye anlatamadıklarımızı paylaştığımız, ya da o an hissettiklerimizi yazıya döküp ölümsüzleştirmek istediğimiz yerdir günlüklerimiz. Önce bir düşünün, günlüğe aslında neler yazıyorsunuz? İçinizi döküp o an rahatlamak dışında günlük tutmak size ne katıyor?
1.) İç sesimizin resmi
Michael A. Singer Özgür Ruh adlı eserinde iç sesimizi dışsallaştırmaktan, ona fiziksel bir varlık tanımaktan bahseder. Yani onu bizden ayrı fiziksel bir varlıkmış gibi düşünebilirsek onun bizi yönetmesine engel olabiliriz. Hislerinizi anlatmak dışında günlük tutmak sizin kafanızda hiç susmak bilmeyen, aslında enerjinizi ve düşüncelerinizi her daim sağa sola dağıtan iç sesinizin resmi olabilir.
2.) İç sesin manipülasyonu
Bir günümüzü ele alalım. Sabah uyandınız ve bir arkadaşınızdan can sıkıcı bir mesaj alarak güne başladınız. İşe gidene kadar iç sesiniz size, arkadaşınıza kızarak bir sürü şey söyledi. İş yerine vardınız gün içinde iş arkadaşınızdan bir ricada bulundunuz fakat sizi ciddiye almadı. İç sesiniz size artık o işyerinde sevilmediğinizi, arkadaşınızın sizi bilerek ciddiye almadığını, hatta gidip patronunuza hakkınızda olumsuz şeyler bile söylemiş olabileceğini tekrar etti durdu. İşten çıktınız yakın arkadaşlarınızla bir mekana yemeğe gittiniz. Muhabbet esnasında küçük bir meseleden ötürü arkadaşlarınızla aranızda bir sürtüşme çıktı ve kendinizi o an iyi ifade edemediniz. Eve gelene kadar bu meseleyi düşündünüz. İç sesiniz size sürekli o an masada söyleyemeyip de aslında söylemek istediklerinizi tekrar etti durdu. Eve gelince başka bir arkadaşınızı arayıp olanları anlattınız. Telefonu kapatınca iç sesiniz aslında onun da sizi yanlış anladığını, kendinizi yine ifade edemediğinizi bu sebeple onun da sizi kendi kafasında yargıladığını söylemeye başladı. Kafanız karma karışık oldu, düşünemez oldunuz ve çareyi gene kendinize kızmakta buldunuz. İnsanlarla ilişki kurmakta ne kadara beceriksiz olduğunuzu, kötü, sevilmeyen bir arkadaş olduğunuzu düşünmeye başladınız. Daha doğrusu iç sesiniz sizi böyle düşünmeye itti. Bu düşüncelerle uyumak yerine, ki muhtemelen uzun süre uykuya dalamayacaksınız, elinize bir kalem alıp olan biteni tek tek yazmaya başlayın.
3. Görmek icin yazmak
Eğer kendinizi sık sık yargılayan suçlayan biri iseniz eminim bu günlüklerinize de yansıyordur. Yani hislerinizi tüm çıplaklığı ile yazıya dökmeye bile çekinirsiniz, sizden başka kimse okumayacak bile olsa. Öncelikle bunun üzerine gidin. Tek tek olayları, kişilerin söylediklerini, sizin söylediklerinizi, bunları niye söylediğinizi, o an hissettiklerinizi, iç sesinizin size söylediklerini tüm açıklığıyla, kendinizi hiç yargılamadan kağıda dökün. Böylece iç sesinize fiziksel bir varlık kazandırmış olacaksınız. Olan biten beyninizin içinde bir karmaşa iken, kağıt üzerinde düzenli bir şekilde önünüzde duracak. Yani karmaşık bir iplik yumağından ipleri tek tek çekip önünüze uzatmış olacaksınız. Sonra tek tek bunlara dışardan bakın ve tekrar düşünün. Tek tek hepsini değerlendirin. Farkedeceksiniz ki iç sesinizin gün içinde size söylediği bir çok şey aslında geçeklikten çok uzak. Sakin kafa ile yazdıklarınızı okuduğunuzda gününüzün aslında o kadar da kötü geçmediğini, sizin üzerine saatlerce düşündüğünüz meseleleri insanların aslında o kadar da önemsemediklerini, kabalık ve saygısızlık etmediğiniz sürece insanlardan aldığınız veya alamadığınız dönütlerin çok da önemli olmadığını fark edeceksiniz. Burda olan şey şudur; düşüncelerinizin kafa tasınızın içinde, beyninizin tam yanında, üst üste binmiş bir karmaşa içinde olduğunu hayal edin. Bu şekilde beyniniz onları iyi analiz edemez. Siz onları bir bir çekip kağıda döktüğünüzde, beyin onları sanki dışardan bir parça gibi algılar, kolayca analiz eder ve üçüncü bir kişiye aitmiş gibi degerlendirmeler yapar, size çözümler sunar. Bu demektir ki siz onları daha net görür ve algılarsınız ve çok daha kolay çözümlersiniz. Bulduğunuz çözümleri ulaştığınız sonuçları isterseniz yeniden yazıya dökebilirsiniz. Bu bir matematik probleminin sonucunu kağıda geçirmek gibi olur ve çözümleriniz kalici hale gelir. Ayrıca unutmayın, günlükleriniz geri dönüp tecrübelerinize bakabileceğiniz kalıcı belgelerinizdir.
4. Artan öz şefkat ve özgüven
Bu pratiği sürekli yapmak kendinize ve etrafa dair gercekleri daha net görmenizi sağlayacaktır. Bu sekilde kendinizi acımasızca yargılamayı bırakacak, insanlarla iliskilerinizde daha kendinden emin tavırlar içerisinde olacaksınızdır. Kısacası zamanla öz şefkatiniz ve öz güveniniz artıracak, yazmak sizin için en iyi meditasyon yöntemlerinden biri haline gelecektir.
Unutmayın! Kaleminiz sizin en iyi psikoloğunuzdur, şayet keşfedebilirseniz!
Podcast:https://open.spotify.com/episode/4VxRTeRoaRKQFIsdTBiagd?si=cmehFY_AT122pF7_g_pWmw.




Yorumlar
Yorum Gönder